8 Haziran 2010 Salı

bayrak dağ


Ayıptır söylemesi (biraz geç de olsa) John Smith'ten Eyal Sivan'ın IDFA'daki master class konuşması aracılığıyla haberdar oldum (Sivan'dan ise Necati Sönmez'in IDFA değerlendirmesi aracılığıyla). Sakız çiğneyen kız, sinema tarihinde öncü işlerden biri. Ustanın son işi Bayrak Dağ ise, bizler açısından oldukça tanıdık bir imge. Kuzey Kıbrıs'ta Beşparmak Dağları'na çizilen dev KKTC bayrağını gösteriyor. Bayrağın yüzölçümü 216 metrekareymiş. Sanınırım bu imgeleri o kadar kanıksadık ki, dışarıdan nasıl göründüğünü de unuttuk.
Bu arada hatırlatalım muhalif belgeselci Eyal Sivan, 22-27 Haziran'da İstanbul'da düzenlenecek Documentarist'in konuğu. Dinlemekte yarar var.

6 Haziran 2010 Pazar

stereo kanunu

Stereo, köpekler ve körler için yapılmıştır. Hep bu şekilde gösterilir, ancak şu şekilde gösterilmesi gerekir. Böyle gösterildiği için de...
dinleyen ve seyreden ben, burada, tam karşıdayım. Bu görüntüyü alıp yansıtıyorum. Bu şekilde belirtilen konumdayım. Bu, stereo şekli.
Şimdi bu şekli alıp tarihteki geçmişine bakalım; zira stereo aynı zamanda tarihte de yer alır. Önce Öklid vardı, sonra onu yansıyan Pascal. Bu da mistik altıgen.
Ama tarihte, tarihin tarihin de, İsrail'i oluşturan Almanya vardı. İsrail bu projeksiyonu yansıdı ve kendi aksini buldu.
Ve stereo kanunu devam etti. Buna karşılık, Filistin halkı da kendi aksini buldu. İşte gerçek stereo efsanesi.
JLG/JLG: Aralık'ta Otoportre (Jean-Luc Godard, 1995)

Toplama kampları ile ilgili kitaplara bakarken, bir şey fark ettim: tutsakların ayakta duracak halleri kalmadığında, artık takatlerinin son damlasına ulaştıklarında, görevliler onlara "müslüman" diye hitap ediyordu.
Ici et ailleurs (Burada ve biryerlerde) (Jean-Luc Godard, 1976)

İlişkilendirme (juxtaposition): Toplama kampında, Almanların Yahudilere Müslüman dediklerini bir tek ben söyledim. Toplama kampından kurtulanların hepsi bunu bildikleri ve bütün kitaplarda yer aldığı halde, kimse bu bağlantıyı görmedi; Ortadoğu'da savaş çıktığında bile...
Jean-Luc Godard & Youssef Ishaghpour, Cinema: The Archeology of Film and the Memory of a Century, çev. John Howe, Oxford: Berg, 2005, s. 105.

günün sözü

hüzünlüdür gözleri hep,
mutluluktan söz edenin
Aragon

Kare: Mutluluk: özel isim ya da kavram (Agnes Varda)

5 Haziran 2010 Cumartesi

yeni dalganın büyükannesi

Fotoğraf: Ara Güler, Benim Sinemacılarım.

Mubi (eski adıyla The Auteurs) harika bir Agnés Varda retrospektifine yer veriyor. Filmler ehven fiyatlarla internetten izlenebiliyor. Bu vesilyle, Varda üzerine çıkan yazılardan ve filmlerinin posterlerinden bir derleme yapmışlar.

Agnés Varda’nın ilk filmi La Pointe Courte (1954) aynı adlı sahil kasabasında geçer. Ayrılmak üzere olan bir çiftin öyküsü sık sık kesilir ve kasabadaki balıkçıların günlük yaşamından kesitler izleriz.

Film 1955’te Cannes Film Festivali’nde gösterilir. La Pointe Courte’u “özgür ve saf bir film” olarak niteleyen Andre Bazin, gösterime bir grup sinemacı davet eder. Gelen sinemacılar filmi “olağanüstü” bulduklarını söyleyerek iltifatta bulunurlar. Ancak, kimse filmi göstermeye ve dağıtmaya cesaret edemez.

Varda, iki yıl sonra kendi imkânlarıyla filmi Montparnasse’da küçük bir sinemada gösterime sokar. Gösterime Truffaut, Chris Marker, Nathalie Sarraute, Marguerite Duras gibi bir çok ünlü katılır.

Sınırlı bir bütçeyle çekilen bu yaratıcı film çağdaş sinemada bir kapı aralar ve Yeni Dalga’nın öncüsü olur. Varda, yıllar sonra “Yeni Dalga’nın büyükannesi” olarak anılır. Zira, akımın ilk örneklerinden (400 Darbe, Serseri Aşıklar) beş yıl önce, Yeni Dalga’ya özgü sayılan pek çok yeniliği sinemaya getirmiştir. Kadın olduğundan mı bilinmez, pek çok sinema tarihinde bu gelişmelerden söz edilmez...

30 yaşındayken, dergide benimle ilgili bir yazı çıkmıştı, başlıkta “Yeni Dalga’nın Atası” yazıyordu. “Demek 30 yaşında ata oldum” dedim kendi kendime, “Harika! Daha fazla yaşlanmayacağım demektir öyleyse!”

Agnés Varda ile söyleşi, La Pointe Courte DVD ekstraları (The Criterion Collection).

4 Haziran 2010 Cuma

cinema, jeanne balibar

Pedro Costa'nın son (kısa) filmi Ne change rien (2009) YouTube'da. Siyah-beyaz film oyuncu ve şarkıcı Jeanne Balibar'ın sahne arkası ve konser görüntülerinden oluşuyor. Balibar'ın filmde seslendirdiği parçalardan biri de sözleri Pierre Alferi'ye ait olan "Cinema":


2 Haziran 2010 Çarşamba

inadına yaşamak


"Evlerimizi yıkabilirsiniz ama ruhumuzu asla".

Eser kalmadı çölde bizden,
çölün kendine sakladığından gayri.
Mahmut Derviş

Her şey ayan beyan ortada; bunlar dünyanın ücra, savaş içindeki bir köşesinde meydana gelmiyor; zengin uluslardan herhangi birinin Dışişleri Bakanlıkları bu gelişmeleri izliyor ama hiçbiri bu yasadışı durumu caydırıcı ve önleyici tedbirlere yanaşmıyor. Bir IDF askerinin kontrol noktasında bekleyen Filistinli bir annenin hemen arkasına göz yaşartıcı bomba atması üzerine zırhlı araca işaret eden kadın, "Bizler için Batı'nın suskunluğu bunların mermilerinden bin beter," diyor.
Beyan edilen ilkelerle reel siyaset arasındaki yarığın tarih boyunca değişmez bir gerçeklik olduğu düşünülebilir. Çoğu zaman beyanatlar tumturaklı sözler içerir. Oysa burada tam tersi yaşanmakta. Sözler olayların yanında çok önemsiz kalıyor. İşin aslı ise, bir halkın ve vaatte bulunulmuş bir ulusun hesaplı kitaplı bir şekilde yıkıma uğratılması. Bu yıkım sırasındaysa ipe sapa gelmez sözler ve kaçamaklı bir suskunluk var.


Benim ısrarla dikkat çekmeye çalıştığım duruşta, inadına yaşamakta, bugün hiçbir postmodern ya da siyasi söylem dağarcığında sözcük karşılığı bulunmayan, özel bir nitelik mevcut. Bir tür paylaşım tarzından oluşan bu nitelik başat soruyu etkisiz hale getiriyor: Neden böyle bir hayata doğuyor insan?
Böyle bir paylaşım tarzı soruyu etkisizleştiriyor ve bir vaat, ya da teselli, ya da bir intikam yeminiyle değil - bu türden söylemler Tarih yapan büyüklü küçüklü şeflerin işidir - düşmanlık gütmeksizin, tarihe rağmen cevap veriyor soruya. Cevap kısa, kısa ama kalıcı. İnsan böyle bir hayata anlar arasında tekrar tekrar var olan zamanı paylaşmak için doğar: Varlık bizi bir kez daha inadına yaşamaya sevk etmeden önceki Oluş zamanı.

John Berger, "İnadına Yaşamak", Kıymetini Bil Herşeyin, çev. Beril Eyüboğlu, Metis, 2009.

film scocialisme (Jean-Luc Godard, 2010)

Yasalar yanlış olduğunda,
adalet yasadan önce gelir.

doğru zaman