7 Ekim 2009 Çarşamba

youtube güzelleri

ilk filmler (Harry Tuttle, Screenville'e teşekkürler):
Glumov'un Günlüğü (Sergey Ayzenştayn, 1923) (en başta şapkasıyla izleyiciyi selamlayan delikanlının Ayzenştayn olduğunu hatırlatalım)
The Hearts of Age (Orson Welles, 1934) (Nine Inch Nails'in müziğiyle)

Pedro Costa (Tate Modern'deki retrospektif şerefine. Catherine Grant, Film Studies for Free'nin katkılarıyla):
Tarrafal (O Estado do Mundo) (2007)
(Bilgisayar ayarlarınız uygunsa bağlantılara tıklamanız yeterli olacaktır. Alternatif olarak çıkacak olan adresi 'tünel'lerden biriyle deneyin.)

Ayrıca, retrospektif kataloğunda Jacques Rancierre'in "The Politics of Pedro Costa" yazısını bulabilirsiniz. Costa'nın "A Close Door That Leaves Us Guessing" yazısı tekrar tekrar okunacak cinsten. Kısa bir bölümünün Türkçesi, Necati Sönmez'in "Başka Bir Sinema Aşkı Mümkün!" yazısında bulunabilir.

27 Eylül 2009 Pazar

lahanakafa

"Ich bin ein Kohlkopf" ("Ben bir Lahanakafayım"), 1930. Fotogravür: John Heartfield, Arbeiter Illustrierte Zeitung, cilt 9, sayı 6 (1930), s. 103. Telif hakkı: 1999 Artists Rights Society (ARS), New York / VG Bild-Kunst, Bonn.

John Heartfield'in ünlü posteri, komünistlerin Sosyal Demokrat Parti’ye yönelik bir eleştirisi. Posterin altındaki başlıkta şunlar yazıyor:

Her kim ki burjuva gazetelerini okur, kör ve sağır olur.

İnsanları aptallaştıran sargılara hayır!

Fotoğrafın üzerindeyse, "Ich bin ein Preusse. Kennt ihr meine Farben?" ("Ben bir Prusyalıyım. Renklerimi biliyor musun?") sözlerini içeren milliyetçi Prusya şarkısıyla dalga geçen sözler yer alıyor:

Ben bir lahanakafayım. Yapraklarımı biliyor musun?

Tasadan neredeyse kafayı yiyeceğim,

Ama çenemi tutuyor ve bir kurtarıcı bekliyorum.

Siyah-kırmızı-ve-altın-renkte bir lahanakafa olmak istiyorum!

Ne hiçbir şey duymak, ne hiçbir şey işitmek istiyorum,

Ne de siyasi olaylara karışmak.

Her şeyi alabilirsiniz, üstümdeki gömleği bile,

Ama Kızıl basını asla evime sokmayacağım!

23 Eylül 2009 Çarşamba

festival tanıtım filmi

Festivallerde yeni bir akım başladı. Tanıtım filmlerini ünlü yönetmenlere çektiriyorlar.
Godard'ın geçen yılki Viennale için çektiği bir dakikalık Une Catastrophe (bağlantının üzerine tıklayarak izleyebilirsiniz) oldukça ses getirmişti. Filmle ilgili Craig Keller'in ve Ronald Bergan'ın yazıları oldukça açıklayıcı.
Viennale bu yılki tanıtımını bir başka ünlü yönetmen James Benning'e emanet etti. Fire and Rain'de, yönetmen yine ince bir gözlemde bulunuyor. Eğer hoşunuza gittiyse, bir de Benning'in California Institute of Arts'da verdiği "Bakmak ve Dinlemek" başlıklı dersle ilgili nefis anekdotunu okuyun.

kadınları çeken erkekler

Isabella Rossellini, Roberta Rossellini rolünde (Babam 100 Yaşında)

Günümüz sinemasının en kendine özgü yönetmenlerinden Winnipegli Guy Maddin bir süredir ünlü oyunucu Isabella Rossellini işbirliği yapıyor. 2002’de Central Park’ta tanışan Maddin ve Rossellini, ilk kez Dünyanın En Hüzünlü Müziği’nde (Saddest Music in the World, 2003) birlikte çalışmıştı. Maddin daha sonra, Isabella Rossellini’nin yazdığı, ayrıca annesi Ingrid Bergman ve babası Roberto Rossellini’yi birlikte canlandırdığı, Babam 100 Yaşında’yı (My Dad is 100 Years Old, 2005) yönetmişti.

İkilinin yönetmen olarak birlikte imza attıkları son çalışmaları Beni Lektrikli Sandalyeye Gönder (Send Me to the ‘Lectric Chair, 2009) internet üzerinden izlenebiliyor. Bomb Magazine'deki Maddin ve Rossellini söyleşisi de ilgiye değer.

Bu önemli işbirliğini bir yerde, Bergman’ın Liv Ullmann’la ya da Antonioni’nin Monica Vitti ile ilişkisiyle karşılaştırmak mümkün görünüyor. Ama bir farkla: ortada ne hevesli bir genç oyuncu ne de ona tutkuyla bağlı orta yaşlı bir yönetmen söz konusu.

Jean-Luc Godard’ın yerinde saptamasıyla “sinema tarihi aslında kadınları çeken erkeklerin hikâyesidir”. Maddin ve Rossellini ise, son filmlerinde bu durumu sorgulamaya çalışıyor. Erkeklerinin bakışının odağı ve fantezisinin ürünü olan bir kadını seyretmenin zorluklarını bize gösteriyorlar.

22 Eylül 2009 Salı

sezon başlarken

"işimdeyim gücümdeyim", Uykusuz, 6.8.2009

tek kişilik sinema

All Night Cinema

Just Jack


I don’t know who directs those films

I watch when I sleep

I am not sure who the producer is

But I don’t think it is so wise thing


Sometimes they made a lego

And sometimes they made a go

And sometimes it’s hard to let go

But the ones I just can’t better hold


All the lights are off

I watch projections in my mind

I don’t know who does the casting

But they got a strange sense of humour


Sometimes I’m seeing strangers

And sometimes I’m watching friends

And sometimes the feeling is painless

And I hope the visions never end


They’re the strangest things I’ve ever be held

So bore me and beautiful, the monstrously miniscule

I repeat a thing or four if I told you


Because you told me they bore you to tears


I buy you a ticket to my one-seat cinema

But I can’t find the box-office

So I just try to describe it


Sometimes you try to listen

And sometimes you fall a sleep

And sometimes the story is glisten

And all the times they sound weak


I’ve never seen such a beauty

15 Eylül 2009 Salı

film devam ediyor

Arayı soğutmadan, kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bu kez ailemizin mecmuası express'de (enternasyonal şalala). Başlığımızı da "ağır çekim" koyduk. Godard amcamızın sözlerinden esinle:
Çoğu zaman olayların çok hızlı geliştiğini söyleriz. Bir rahatsızlığın ya da mutluluğun başlangıcını görmek imkansızdır. Öyleyse, görebilmek için ağırlaştırmak gerek. Ve yalnızca orada olanı görmek için değil, önce görecek bir şey var mı diye bakmak için.
[Sauve qui peut (la vie) (İngilizce başlığı Slow Motion)]

Yazılar bu kez yalnızca dergide kalacak. Bu nedenle lütfen bayinizden, dağıtımcınızdan ısrarla isteyiniz.