
Bazen hadisat iradeyi aşıyor. Benimki hayat boyu hadisat iradeyi aştı.
sinema ve ötesi

Bazen hadisat iradeyi aşıyor. Benimki hayat boyu hadisat iradeyi aştı.

"Ich bin ein Kohlkopf" ("Ben bir Lahanakafayım"), 1930. Fotogravür: John Heartfield, Arbeiter Illustrierte Zeitung, cilt 9, sayı 6 (1930), s. 103. Telif hakkı: 1999 Artists Rights Society (ARS), New York / VG Bild-Kunst, Bonn.
John Heartfield'in ünlü posteri, komünistlerin Sosyal Demokrat Parti’ye yönelik bir eleştirisi. Posterin altındaki başlıkta şunlar yazıyor:
Her kim ki burjuva gazetelerini okur, kör ve sağır olur.
İnsanları aptallaştıran sargılara hayır!
Fotoğrafın üzerindeyse, "Ich bin ein Preusse. Kennt ihr meine Farben?" ("Ben bir Prusyalıyım. Renklerimi biliyor musun?") sözlerini içeren milliyetçi Prusya şarkısıyla dalga geçen sözler yer alıyor:
Ben bir lahanakafayım. Yapraklarımı biliyor musun?
Tasadan neredeyse kafayı yiyeceğim,
Ama çenemi tutuyor ve bir kurtarıcı bekliyorum.
Siyah-kırmızı-ve-altın-renkte bir lahanakafa olmak istiyorum!
Ne hiçbir şey duymak, ne hiçbir şey işitmek istiyorum,
Ne de siyasi olaylara karışmak.
Her şeyi alabilirsiniz, üstümdeki gömleği bile,
Ama Kızıl basını asla evime sokmayacağım!

İp Üstünde Savaş
Tele saldırmak gerekir.
Robledillo kırbaç yiye yiye en ünlü ip dansçıları arasına girmiştir. Babası çalıştığı ipe çanlar bağlıyordu ve çalıştığı yerden çan sesi gelmediği taktirde hemen koşup gidiyordu oraya.
Acının zaferi ilgilnedirmiyor beni.
Ben zaten hiçbir şeye inanmıyorum. Beni büyüleyen sadece boş ve yararsız olan şey.
Sınırlar, tuzaklar, olanaksızlıklar çok gereklidir benim için. Her sabah bunları bulmak için yola çıkarım. Kullananın hoca değil öğrenci olması koşuluyla kırbacın gerekli olduğunu düşünüyorum.
(...)
Sınırlar sadece, düşlerden yoksun olanların ruhunda bulunur. (80-82)
Düşme
İp cambazı başarı şansı olmayan gösteriye girişmemeli, başarısızlığı kaçınılmaz olan numaralara kalkışmamalıdır. İp üstünde her düşünce olası bir düşmedir.
Donanımdan kaynaklanan kazaların olmaması gerekir.
Bu tür kazalar sonucu ölen çok sayıda ip cambazı vardır. Aptalca bir şeydir bu.
Ama kimi tel huysuzluk eder; ip cambazını yasa dışı ilan eder. İp cambazı denge bağlamında yasa dışı ilan edilir. Bu durumda şans içgüdünün gücüne kalmıştır. Hiç mücadele etmeden sürgüne gitmeye razı olan ip cambazları da vardır.
Düşsünler! Başkaları devam edecektir ip üstünde kolları ve bacaklarıyla dönmeye, çizgiden uzaklaşma endişesiyle korkulu gözlerle bakmaya. Son anda büyük bir güçle asılacaklardır tele. Hiç böyle bir şey geldi mi başınıza? Uzaktaki bir ipe doğru bir umut sıçrayışı yaptınız mı? Bir cavaletti’yi adeta uçarak yakalamaya çalıştınız mı?
(...)
Bir kez ipten düşmüş olanların bilgeliğine sahibim ben; bana ip cambazının düşüp öldüğü söylendiğinde şu karşılığı veriyorum:
“Bunu hak etti o.” (85-86)
"Hala Marksist misin?" diye soruyorlar. Kapitalizmin tanımına uygun olarak kâr peşinde koşmanın yarattığı yıkım daha önce hiç bugünkü kadar yaygınlık kazanmamıştı. Bunu bilmeyen yok. Öyleyse bu yıkımı çok önceden tahmin eden ve analizini yapan Marx'a neden kulak verilmedi? Bu sorunun cevabı insanların, pek çok insanın, siyasal yönelimini tamamen kaybetmiş olması olabilir. Pusulasız, hangi yöne gittklerini bilmiyorlar.
... hayatımız da topu topu bir film, bir açıdan bakarsak. Dönüp bakalım şimdi: Bu boktan filmin senaryosu kime ait, yönetmeni hangi yeteneksiz, dublajı neden bunca bozuk, dekoru nasıl böylesine iğreti olabilmiş, oyuncuları - Evet oyuncuları: Neden herbiri(miz) alabildiğine figüran?
Emin: Çok fazla film yaptılar, canım sıkıldı... Orda da bir sivriltme durumu var, hep söylerim ya, insan, kalemin ucunu sivriltmekten kendini alamayan bir canlı, uç kırılır gene sivriltir, kırılır gene... Görüntüye taktılar, görüntüyü sivriltiyorlar... Senin buna canın sıkılmıyor mu? Ortasını bulsalar hiç değilse...
BİLGE KİŞİDE BİLGECE OLAN, TUTUMUDURBay K.'ya gelen bir felsefe profesörü, ona kendi bilgeliğini anlattı. Bir süre sonra Bay K., ona şöyle dedi: "Sen rahatsız oturuyorsun, rahatsız konuşuyorsun, rahatsız düşünüyorsun."Öfkelenen felsefe profesörü, şu karşılığı verdi: "Ben, kendime değil, fakat söylediklerimin içeriğine ilişkin bilgi edinmek istemiştim." "Söylediklerinin hiçbir içeriği yok", dedi Bay K. "Yolunda beceriksizce ilerlediğini görüyorum ve yine gördüğüm kadarıyla, bu ilerlemen sırasında erişebildiğin hiçbir hedef yok. Söylediklerin karanlık; konuşman sırasında hiçbir şeyi aydınlatmıyorsun. Bu tutumu görünce hedef beni ilgilendirmiyor."

Aidiyet duygusu bende çok kuvvetlidir ve aitliği bir şekilde tartışırım hep. Toplumumuzda bunu büyük bir eksiklik olarak görürüm; toplumumuz içindeki birçok sorunu bu duyguyu çok paylaşamadığımız için, paylaşmaktan kaçındığımız için çözemediğimize dair de bir inancım var. Daha korkuyla beslenen, daha paranoyak ilişkiler kuran, bu anlamda soyut kavramlarla hâlâ mücadele eden bir toplum olma nedenlerimizden biri, bir sebeple bu duyguyu hakikaten çok yüksek sesle ve çok saf, açık seçik paylaşmamız olmamız.
(...)
Niye aidiyet duygumuzu paylaşamıyoruz? Çünkü unutmaya çalışıyoruz, belleğimizi yok etmeye, taşımamaya çalışıyoruz. Yok edici bir zihniyete sahibiz, çünkü öbür tarafla barışmıyoruz, aidiyetle ilgili olan tarafla da barışmak istemiyoruz. Aslında neredeyse – bu kadar büyük bir şey söylemek istemiyorum ama – Alzheimer olmuş bir toplum gibiyiz. Alzheimer nasıl bir hastalık? Alzheimer unutma hastalığı değil; kayıt yapmama hastalığı. Eğer Alzheimer’sam ben, kayıt yapamadığım için konuşmuş olduğumu unutuyorum, ama 5 yaşındaki halimi hatırlayabiliyorum halüsinatif bir şekilde. Kayıt yapmayan bir toplumuz. Niye kayıt yapmıyoruz? Çünkü bugünün bile, dünün dahi kaydını yapmamışız; dünle barışmadığımız için, dünden başlamışız kayıt yapmamaya. Kayıt yapmadan da gidiyoruz, barışmıyoruz bir türlü. Dolayısıyla aidiyet duygusu ve bellek kavramları zaten birlikte hareket eden kavramlar.
Yeşim Ustaoğlu, söyleşi: Senem Aytaç ve Fırat Yücel, Altyazı 80 (Ocak 2009), s. 36-37.
Hollywood filmlerinin temel varsayımı yaşamın karşımıza sorunlar çıkardığıdır. Avrupa filmlerinin dayandığı yargı ise, yaşamda ikilemlerle karşı karşıya kaldığımızdır. Sorunlar çözülebilir nitelikteyken, ikilemler çözülemez. Ancak incelenebilir ya da araştırılabilir.
“Yakın plan bakıldığında hayat bir trajedidir. Komedi ise genel plandır.”
“Bize aktarıldığına göre, Kane yalnızca annesini / gazetesini / ikinci karısını / kendini sevdi. Belki de bunların hepsini sevdi, ya da hiçbirini sevmedi. Bunun kararı izleyiciye kalmıştır. Kane, bencil ve kişiliksizdi, bir idealistti, bir üçkağıtçıydı, hem çok büyük hem de çok küçük bir adamdı. Bu, kimin görüş bildirdiğine bağlı olarak değişir. O, hiçbir zaman bir yazarın nesnelliğiyle değerlendirilmedi. Film, bu sorunun çözümüyle değil, izleyiciye sunuluş tarzıyla ilgilidir. Kane ile diğer ünlü yayıncılar arasında koşutluk kurmanın en kolay yolu filmi hiç izlememektir.”
Orson Welles
“Seks sahnelerinin bir amacı olmalıdır. Yoksa niye gösteresiniz ki. Tıpkı yürümek gibi: Eğer bir yere gitmiyorlarsa, filmde yürüyen bir insan kullanmazsınız.”
Paul Verhoeven