4 Aralık 2009 Cuma

fragmanlar-2

“Agamben’in kişiliğinde felsefe bir yaratıcılık, bir yapıp etme sanatı, kelimenin esas anlamıyla bir poetika haline geliyor…” (Deleuze) –ve Agamben’in Pier Paolo Pasolini’nin “Matta’ya Göre İncil” filminde Filip rolünü oynamış olduğunu hatırlayalım…
(...)
"Robert Antelme’in 'tanıklığı' İnsan Türü konusunda Blanchot bir defasında şöyle yazmıştı: ‘insan sonsuzca mahvedilebilen bir mahvolmazlıktır’. Bana öyle geliyor ki bu iki anlama geliyor: insan özü diye bir şeyin olmadığı, insanı insan-olmayandan ayırdedebilmenin imkansızlığı ve, ikinci olarak, insan mahvedildikten sonra yine de geriye bir şeylerin mutlaka kaldığı, yani insanın sonsuz mahvedilişinden geriye artan ve direnmeye devam eden bir şey olduğu. Tanık işte bu kalıntıdır.” (Agamben)
Ulus Baker, "Agamben: Tanık", Yüzeybilim Fragmanlar, İletişim Yayınları, s. 169-70.

fragmanlar-1

Eduardo Galeano'nun Aynalar'ı nihayet Türkçede. Bir kaç ay önce elime kitaptan İngilizce parçalar geçtiğinde, dayanamış çevirmiştim. Başka bir mecrada tadımlık olarak değerlendirmeyi planlarken, kitabın Türkçe yayınlandığı müjdesi geldi. Bari hatırları kalmasın... Sel Yayınları ve çevirmen Süleyman Doğru'nun affına sığınarak:

Modern sanatın kökeni

Batı Afrikalı heykeltraşlar çalışırken hep şarkı söylerler. Ve heykellerini bitirene değin de susmazlar. Bu sayede, müzik yontuya karışır ve şarkı söylemeye devam eder. Leo Frobenius, 1910’da Köle Sahili’nde, gözlerini yuvalarından oynatan antik heykeller buldu. O kadar güzelerdi ki, Alman kaşif bunların Atina’dan getirilmiş Yunan heykelleri ya da kayıp kıta Atlantis’e ait olduğunu sandı. Meslektaşları bu görüşe katıldılar: Horgörünün kızı, kölelerin annesi Afrika, böyle harikalar yaratmış olamazdı. Ancak, bu doğru değildi. Bu müzik dolu heykeller, bir kaç yüzyıl önce, Yoruba tanrılarının kadın ve erkeklere can verdiği kutsal mekân Ife’de, dünyanın göbeğinde yontulmuşlardı. Afrika, takdire şayan sanat yapıtları açısından bitmez tükenmez bir kaynaktı. Aynı zamanda da, yağmaya açıktı. Anlaşılan, oldukça unutkan olan Paul Gaugin, Kongo’da yapılmış bir kaç heykelin üstüne kendi imzasını atmıştı. Hata bulaşıcıydı. Ondan sonra, Picasso, Modigliani, Klee, Giacometti, Ernst, Moore ve daha bir çok Avrupalı sanatçı aynı hatayı yaptılar, üstelik de ürkütücü bir sıklıkta. Sömürge efendileri tarafından talan edilen Afrika, yirminci yüzyıl Avrupa resim ve heykel sanatının en etkileyici başarılarından ne derece sorumlu olduğunu hiçbir zaman bilemedi.

Kaybodu ve bulundu

Barış ve adalet vaadiyle doğan yirminci yüzyıl, kana boyanmış bir şekilde öldü. Ömrü, devraldığından çok daha adaletsiz bir dünyada geçti. Yine aynı şekilde, barış ve adalet müjdesiyle gelen yirmibirinci yüzyıl ise, selefinin izinden gidiyor. Çocukluğumda, dünyada yitirilen her şeyin er ya da geç aya gideceğine inanıyordum. Ancak, astranotlar orada tehlikeli rüyaların, yerine getirilmemiş sözlerin ya da kırılmış ümitlerin izine rastlamadı. Eğer ayda değilseler, nerede olabilirler? Belki de onlar hiçbir zaman kaybolmamışlardı. Belki de burada dünyada saklanıyorlar. Bekliyorlar.

Nasıl oldu da?

Ağız olmak ya da lokma olmak, avcı olmak ya da avlanan olmak. İşte bütün mesele buydu. Aşağılanmayı ya da en fazla değersiz görülmeyi hak ediyorduk. Saldırgan vahşet ortamında, bize kimse saygı duymadı, kimse bizden korkmadı. Bizler hayvanlar âlemindeki en zayıf yaratıklardık. Geceden ve ormandan korkardık. Gençken yararsızdık, yetişkin olarak da farklı sayılmazdık. Ne pençemiz, ne keskin dişimiz, ne çevik ayaklarımız, ne de keskin bir burnumuz vardı. Tarihin tozlu sayfalarında kaldık. Öyle görünüyor ki, bütün yapabildiğimiz kayaları parçalamak ve birbirimizi sopalarla dövmekti. Yine de insan sorabilir: Neslimizin devamını sürdürmek tamamen imkânsız hale gelmişken, hayatta kalamaz mıydık? Zira, yiyeceğimizi paylaşmayı ve savunma amacıyla toplanmayı öğrenmiştik. Günümüzün önce-ben, başının-çaresine-bak uygarlığı, bir lahzadan daha uzun süre varlığını sürdüremez miydi?

Guernica

Paris, 1937 baharı: Pablo Picasso uyanır ve okumaya başlar. Stüdyosunda kahvaltı ederken gazete okur. Kahvesi fincanında soğur. Alman uçakları Guernica’yı yerle bir etmişlerdir. Nazi hava kuvvetleri, üç saat boyunca, yanan şehirden kaçmaya çalışan insanları takip etmiş ve makinalı tüfeklerle taramıştı. General Franco, Guernica’nın Komünistlerin safındaki Avusturyalı bombacılar ve Bask kundakçılar tarafından yakılıp yıkıldığını öne sürüyordu. İki yıl sonra Madrid’deki zafer töreninde, İspanya’daki Alman kuvvetlerinin komutanı Wolfram von Richthofen, Franco’nun yanında yerini almıştı: İspanyolların öldürülmesi, Hitler tarafından düzenlenen bir dünya savaşı provasıydı. Yıllar sonra New York’ta, Colin Power Irak’ı imha kararını açıklamak üzere Birleşmiş Milletler’de konuşuyor. Onun konuşması sırasında, odanın arka tarafında duran Guernica gözlerden saklanıyor. Arka duvarda asılı olan Picasso’nun resminin röprodüksiyonun üstü kocaman bir mavi örtüyle örtülmüş. Birleşmiş Milletler yetkilileri, yeni bir kıyım dalgasının ilanı sırasında tablonun pek de uygun bir fon oluşturmayacağına karar vermişler.

Aynalar: Hemen hemen herkesin hikâyesi

28 Kasım 2009 Cumartesi

haritalar, şemalar...

İstanbul Bienali vesilesiyle yolu Türkiye'den geçen bureau d'etudes, çokuluslu şirketler, hükümetler, bankalar ve kültür-sanat kurumları arasındaki karmaşık mali ilişkileri ortaya koyan grafik şemalar hazırlıyor. Yaptıkları bu bilişsel haritalara 'organigram' adını veriyorlar.
Büro, küresel medya dünyasının karmaşık ağını anlamamız için mükemmel bir anahtar sunuyor.
Ekip, son çalışmalarından birinde bu kez Türkiye'de iktidarın şemasını çıkarmış. Ağırlığın hangi kurum(lar)da olduğu net görülüyor.
Son olarak, Brian Holmes'ün ekiple ilgili yazısına gözatmakta yarar var.

25 Kasım 2009 Çarşamba

25 kasım...


Kapital Manga, cilt 1, özgün eser: Karl Marx, Mangalaştıran: East Press, Yordam Kitap, 2009.

21 Kasım 2009 Cumartesi

en ilginç plak

Koleksiyonunuzdaki en ilginç plak ne?

1970’lerde, Los Angeles’taki bir plak şirketinin çıkardığı ‘The Best of Marcel Marceau’. Kırk dakikalık sessizlik ve ardından alkış. Eve gelen eşe dosta dinletiyorum, plak çalarken aralarında konuşmaya başlamaları fena halde canımı sıkıyor.

"Tom Waits Tom Waits ile söyleşiyor", Roll, özel sayı 6 (edebiyat ve müzik), Ekim 2009.

Edindiğimiz malumata göre, müzik aleminde özel şahıslara dağıtılmak üzere hazırlanan bu 'esprili' plağın her iki yüzünde de 19 dakika sessizlik ve birer dakikalık yüksek alkış sesleri var. Kapakta Marceau'nun soyadının kasıtlı olarak 'Marceao' olarak yazılması da plağın bir oyun olduğunun kanıtı.

Marcel Marceau (1923-2007) sahne karakterinin dışında fotoğraflandığı ender anlardan birinde.

Marcel Marceau ve Michael Jackson: Jakson üstada ‘çocukluğunun yitik koreografisini’ yaratması önerisinde bulunmuş.

20 Kasım 2009 Cuma

ya ben ne yapıyorum?

Brian Eno: Geriye bakınca bazı şeyler göze her zaman hesaplı ve planlı işlermiş gibi görünür. Geçmişte yaptığım işleri tek bir çizgi halinde birleştirmek mümkün tabii, ama benim için o zamanlar her şey bir karmaşa halindeydi. O sıralarda sürekli, 'aslında ne yapmak istediğime ne zaman karar vereceğim acaba?' diye sorar dururdum kendime. Aynı soru kafamda hâlâ dönüp dolaşıyor.
Peter Halley: Bu sana modası geçmiş sorulardan biri gibi gelmiyor mu?
Eno: Evet, biliyorum. Ama yine de, insanın içinde, çocuksu bir hayranlıkla her şeyi yapma arzusunun yanısıra, 'ortalığı hâlâ toparlamadın mı?' diyen bir yetişkini aynı anda barındırması tuhaf bir şey doğrusu.
Brian Eno, Roll 144, Kasım 2009, s. 30.

'Roll is over' diyen Roll'u çok özleyeceğiz....

6 Kasım 2009 Cuma

alternatif temsil


Umut Sarıkaya, 'İşimdeyim Gücümdeyim', Uykusuz, 24 Eylül 2009.

Bir başka açıdan Mısır: El Mumya (The Night of Counting the Years, Şadi Abdülsalem, 1969)
İzlemek için Internet Archieve'ı ziyaret etmeniz yeterli...
Ayrıca bir de okuma önerisi: Hilal Erkan, Hollywood Sinemasında Oryentalizm. Kırmızı Kedi Yayınevi, 2009.